HÜZÜN SOKAĞI

Posted 02 Şub 2010 — by Ömer Abdülaziz Öztürk
Category Genel

www_antoloji_com_368871_888Günlerden salı idi. Aylardan kasım. Soğuktu hava. Ölümüne üşüyordum ah, yalan yok, polisler de üşüyordu. Üşümeme rağmen bu yolda yürüyordum. Bu yolda yürümemi hiç bir şey engelleyemezdi. Bu yolda bir araba dahi olmazdı. Yerlerde çöpler, izmaritler değil; kuru-yaş yapraklar olurdu.Bu yola ilk kez Nusret’le birlikte gelmiştim. Hani en iyi arkadaşım olan Nusret.O da bana Hilal’den öğrendiğini söylemişti bu yolu. Yıllar önce sözlülerken, birbirlerini severlerken.

Bu yolu sevmemin en büyük nedeni bana köklerimi hatırlatması. Nereden, kimlerin soyundan geldiğimi unutmamak için. Bana neden bilmem Osmanlı topraklarını andırıyor. Belki eski olduğu için, belki de manevi bir havası var. Ya da ne bileyim işte öyle bir şey.

Tesadüf bu ya; yolun bitiminde Hilal’i gördüm. Yüzünde bir sıkıntı vardı. Uzunca ve rengi griye yakın bir pardesü giymiş. Her zaman al al olan yanakları soğuktan iyice allaşmış.Siyah, uzun saçları kulaklarını kapatıyor. Karşıdan ona bakınca sanki eski, siyah-beyaz bir televizyon ekranındaki bir sahne gibi duruyor. Ama tam anlamıyla siyah-beyaz değil. Renksizliği bozan ne yapraklarını dökmüş kireçli ağaçlar, ne de arkadaki kara kedi. Renksizliği Hilal’in yemyeşil gözleri bozuyor, ve kırmızı yanakları. Elim cep telefonuna gidiyor. Nusret’i arayacağım. Gelsin, görüşsün Hilal’le. Ama kaldırabilir mi acaba diye düşünüyorum, ikisi de… Sonra Hilal de beni görüyor. Biraz seviniyor, gülümsüyor. Her ne kadar gülümsese de bu, yüzündeki ıstırabı silemiyordu.Ne diyeceğimi bilemiyordum. Öyle bir sessizlik oldu. Sessizliği bozan Hilal olmuştu:

-Merhaba, uzun zaman oldu görüşmeyeli, nasılsın?

-Teşekkürler iyiyim. Sen nasılsın Hilal? Neler yaptın Nusret’ten ayrıldıktan sonra?

Nusret’in ismi Hilal’i vurmuştu. Söyleyecek, soracak bir şey bulamamıştım. Ben de hemen Nusret’le ilgili soru sordum. Kasıtlı yaptığımı sanacakti Hilal. Ama ne olsundu. Eninde sonunda açılacaktı Nusret konusu.Yutkunarak cevap verdi:

-Nusret’ten sonra…

Bir kez daha yutkundu, zorla… Ardından devam etti:

-Birini sevdim, evlendim. İki çocuğum var. Kızım Fatma. Bir de oğlum var, Nusret.

Nusret’in adınıvermişti oğluna. Belki hala seviyordu Nusret’i. Ama Nusret de evliydi, kendisi de. Ve sevdim birini diyordu. Ben bunları düşünürken onun gözleri dolmuştu. Dokunsan ağlayacaktı. Sessizliği yine kendisi bozdu:

-Peki ya Nusret? O nasıl? Görüşüyor musun hala? O da evlendi mi? İş bulacaktı, buldu mu? Annesi nasıl?

Tüm bu soruları bir çocuk heyacanı ile hızlı hızlı soruyordu.Nasıl cevap vereeğimi bilemiyordum. Yanlış bir sözüm onu çok üzebilirdi.  Biraz düşündem ve:

-Evet, evlendi o da. Bir kızı var. Nusret’e çok benziyor. Adı Hilal. Çok zeki bir kız. Nusret hiç değişmedi zaten. Hala aynı Nusret.

Aslında söyleyecektim severek evlenmediğini. Ama ya Hilal çelişkiye düşerse. Evliliğini bozacak olursa Nusret’le evlenmek için…

Oysa Hilal’in gözleri uzaklara dalıp gitmişti. Gözlerinin yaşıyla mutluluğu birbirine karışıyordu. İçim rahatlamıştı yanlış bir şey söylemedim diye.  Neden sonra ilkteki ıstırap geri geldi Hilal’in yüzüne. Utanarak:

-Nusret’e selam söyle, dedi.

Sonra Hüzün Sokağı boyunca ellerinde poşetler; yürüdü, yürüdü. Ben Nusret’i düşünüyordum.

BAZI GENELLEMELER/RASİM ÖZDENÖREN

Posted 16 Oca 2010 — by Ömer Abdülaziz Öztürk
Category Genel

Bazı genellemeler

Halen beş milyara yakın insanın yaşadığı yeryüzünde, başka hiçbir ek faaliyete gerek duyulmaksızın mevcut nüfusun on mislini besleyebilecek seviyede bir üretim yapıldığı halde, milyonlarca insanın açlıkla pençeleştiği söylenirse ortada bir bozukluğun var olduğunu ileri sürmek için zeki olmak şart değildir.

Üreticilerin, fiyatları düşürmemek için piyasaya mal arz etmekten kaçınıp stoklama yolunu tercih ettikleri bir dünyada, bir kısım insanların çıplak gezdiğini görünce, bu işin içinde bir bozukluk olduğunu söylemek için ekonomi tahsil etmeye gerek de yok.

Kaliforniya’nın portakal bahçelerinde portakal toplamaya çıkmış yüz binlerce tarım işçisinin günde üç portakal karşılığında bütün gün çalışmaya mecbur bırakıldıkları için karınlarını doyuramadıklarını, fakat bahçe sahiplerinin fiyatları düşürmemek için toplanan portakalları denize döktükleri bir dünyada, bir bozukluk olduğunu görebilmek için Kaliforniya’ya portakal toplamaya gitmiş olmamız da gerekmez.

Afrika’da, Hindistan’da, Güneydoğu Asya’da, Güney Amerika’da, açlıktan kemikleri çıkmış bebelerin resmini çektirmek için yarışa giren ve bu yarışta binlerce lirayı bir kalemde sarf edebilen gazete ve dergilerin bulunduğu bir dünyada, en aç insanın fotoğrafını çeken foto muhabiri altın madalya ile taltif edilirken, fotoğrafı çekilen aç bebenin sırtından para kazanabilen gazeteciler tebriklere boğulurken, aç insanların kendi halleriyle baş başa bırakılmasında bir bozukluk olsa gerek.

Yoksul çocukları esirgeyip korumak adına düzenlenen balolarda, göbekleri yeterince şişmiş adamlar sabahlara kadar vur patlasın çal oynasın vakit geçirirlerken, bu çocukların okuma kitaplarını nasıl satın alabileceğinin hesabının yapıldığı bir dünyada bir bozukluk var demektir.

Aç kalma tehlikesiyle nüfus planlaması yapmak için teşkil edilen ekiplere binlerce liralık harcırahlar tahsis edilip bir o kadar hastane ve doktor masrafına katlanılırken, doğmamış çocukların rızıkları yüzünden uykuların kaçtığı dünyada bir bozukluk olsa gerek.

Doğmuş çocuğu beslemek için sarf edilecek paranın ana rahmindeki çocuğun doğmaması için sarf edildiği bir dünyada bir bozukluk, bir terslik var demektir.

Daha en az kırk milyar insanın rahatlıkla barınabileceğinin hesaplandığı bir dünyada, kırk katlı binaların yapılmasına rağmen insanların mesken sıkıntısından şikâyetçi olmaları önlenemiyorsa, burada da akla aykırı bir düzenin işlediğinden şüpheye düşmemeli.

Okullarında çocuklarına cinsel eğitimin verildiği ülkelerde ve en çok bu ülkelerde, akla gelmez sapıklıkların yaygın biçimde yerleşmiş olması vâkıası ile ırza tecavüz olaylarının, alkolizmin, klinik akıl ve ruh hastalıklarının yoğunlaştığının görüldüğü bir dünyada, bu işlerin düzenlenmesinde de bir bozukluğun olduğunu kabul etmek gerekir.

İletişim araçlarının geçmişin hiç bir döneminde görülmediği biçimde çoğaldığı ve günlük hayatımızı doğrudan etkilediği bir dünyada, insanların fertler olarak iletişimsizlikten bu kadar yakındığı bir tablo ile karşılaşılıyorsa, bu işte de bir bozukluğun olduğunu teslim etmek zorundayız demektir.

Kısaca söylersek, bugün problem alanı olarak önümüze getirilen konuların tümüne düzmece problemler diye bakılmalıdır. İnsanlar her neyi put olarak görmüşlerse o putlar karşılarına problem olarak çıkmaktadır. Bu açıdan bakıldığında, günümüz dünyasında asıl problemin, problem diye uğraşılan konular olmadığını, fakat asıl problemin kafa yapısından doğduğunu söylemek gerekecektir.

Rasim Özdenören /Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler

DÜNYANIN İLK İSLAMİ OTOMOBİLİ

Posted 07 Oca 2010 — by Ömer Abdülaziz Öztürk
Category Genel

Anlaşma halinde üretim Türkiye’de olacak. Yıllardır gündemde olan ve bir çok İslam ülkesinin dahil olacağı belirtilen ortak otomobil projesi hız kazandı. Daha önce “Güçlerimizi birleştirirsek, dünyanın en iyi aracını üretebiliriz. Amacımız, insanların İslami gururlarını kabartmaktır” diye açıklamalar yapan İranlı Bakan Mehrabian, projeyi 2011′e kadar sonlandıracaklarını açıklamıştı. ÜÇ YAKIT ALTERNATİFİ Halihazırda Samand markası ile üretim yapan fabrikanın ürettiği araçlar Türkiye’de de satılıyor. Samand’ın Türkiye distribütörü olan MYS Otomotiv’in Genel Müdürü Yiğit Seskır uzun süredir bu proje üzerinde çalıştıklarını ve Türkiye’de üretim yapacaklarını söyledi. Seskır, “Üç değişik yakıt alternatifi olan araçlar yapılacak. Doğalgaz, benzin ve dizel. Şu anda üretim kapasitesi ve yer konusunda görüşmeler sürüyor” dedi. Yeni bir model yaratılacağını da belirten Seskır, ortak üretim yapacaklarını söyledi. Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün ayrıca Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın İran ziyaretinde gündeme gelen ‘Serbest Sanayi Bölgesi’ projesini de masaya yatıracak. Sınırda kurulması planlanan enerjiyi İran’dan teknoloji ve know-how’ı Türkiye’den alacak olan proje kapsamında ortak komisyon çalışmaları yapılacak. Heyette bunun dışında konuşulacak konular arasında alüminyum ve demir çelik yatırımları bulunuyor.

ALTINDAĞ 5. GELENEKSEL ŞİİR AKŞAMLARI

Posted 27 Ara 2009 — by Ömer Abdülaziz Öztürk
Category Genel

Altındağ’da beşincisi düzenlenen ve artık gelenekselleşen şiir akşamlarına bu yıl ben de gittim. Geçen yıl ayakta izlemiş ve alkışlamıştım programı. Yer yoktu. Bu yıl erken gittik ve oturdum. Bu program geçen yılkinden çok daha güzeldi. Az şir gelmişti ama en özlüleri gelmişti. En başta Türkiye’de şiirin duayeni olarak tanınan Semih SERGEN vardı. İbrahim SADRİ vardı daha sonra. Ahmet Selçuk İLKAN da oradaydı, bir başka duayen. Sunucu olarak da sunuculuğun duayeni Serdar TUNCER gelmişti. Harikaydı program. TRT-5′te canlı yayınlandı.

Kelebekler Sonsuza Uçar

Posted 29 Eki 2009 — by Ömer Abdülaziz Öztürk
Category Genel

İskilipli Âtıf Hoca / Kelebekler Sonsuza Uçar, 1993 yapımı Türk filmidir.

Mehmed Âtıf, Âtıf Hoca, İskilipli Mehmed Âtıf Hoca, İskilipli Mehmed adlarıyla bilinen döneminin önde gelen bu isminin, Şapka Kanunu’na muhalefet etmek suçlamasıyla cumhuriyetin kuruluş yıllarında yargılanmasını ve idam edilmesini anlatır.

Yönetmenliğini Mesut Uçakan’ın yaptiğı filmin senaryosu Mesut Uçakan, müzikleri ise Özhan Eren’e aittir.

Filim, evi aramaya gelen üç polisle başlar. Arama yapılırken evin hanımının pişirdiği kahveleri hoca bizzat onlara götürürken polisler, onu sorgulamaya götürmek durumunda olduğunu söylerler. Bir yandan bu sorgulamalar ve arkasından gelen mahkeme gösterilirken Genç Hukukçular Derneği başkanı olan Avukat Ferit’in 68 yıl sonra bu mahkemeyi incelemek için İskilipli Hoca’nın doğduğu köye gider, orada artık yaşlanmış olan kızından konuyla ilgili bilgi almak ister. Bu arada o köyde yaşayan bir şeyhin ona “Hoca ölmedi, yaşıyor” demesinden ve onun genel olarak şahsından etkilenir.

Araştırmaları, 1926′da İskilipli Hoca’yı ve başkalarını duruşmaya çağırıp cezâlandıran mahkemenin haksız bir karar verdiği yolundaki şüphesini gittikçe kuvvetlendirmektedir. Nihâyet hukûkun üstünlüğüne inanmış Genç Hukukçular Derneği’ni İskilipli Mehmed Âtıf Hoca’ya iâde-i îtibâr dâvâsı açılarak Türk hukûkunun aklanması konusunda karar alınır.

Film, seyirciye bu konuda târihî araştırma yapılmış izlenimi vermekte, iâde-i îtibar dâvâsı için yapılan bu başvurunun 1995′te yapıldığını, Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’ya îtibarlarının iâde edilerek İstanbul’da inşâ edilmiş anıtmezara taşındığını, İskilipli Mehmed Âtıf Hoca’nın dosyasının incelenmekte olduğunu söylemektedir.

Oyuncular
Yılmaz Zafer (Avukat Ferit)
Haluk Kurtoğlu (İskilipli Âtıf Hoca)
Gülay Pınarbaşı Mine
Nilüfer Aydan
Baki Tamer
Kadir Savun
Kazım Eryüksel
Engin İnal
Arzu Atalay Belma
Mehmet Beyazıt
Demir Nuyan
Lütfü Seyfullah
Bilal Yıkılmaz
Devrim Parscan Hacı Yâkupzâde
Nuri Tuğ
Reyhan Ayyüzlü
Altan Akışık
Ali Zebil
Ahmet Yazıcı

Bu filme 1,5 saat ayrılır. İzleyin, pişman olmazsınız…

İzlemek için;

Bölüm 1

Bölüm 2

Gençken Yapılacak 100 Şey

Posted 29 Eki 2009 — by Ömer Abdülaziz Öztürk
Category Genel
  • header
  • 1. Garson hesabı getirdiğinde arkadaşınla hesabına el kızartmaca oyna. Garsonu hakem yap.
  • 2. Etrafındakilere sürekli öpücük gönder, soranlara “tikim var” de.
  • 3. Otobüste tüm yolculara hitaben yüksek sesle o günün gazetesini oku.
  • 4. Bir mağazanın deneme kabininde evden getirdiğin kıyafetleri dene, görevlinin fikrini sor.
  • 5. Bir arkadaşınla gelinlik ve damatlık giyip işlek bir caddede dur, gelen geçenden takı, para iste.
  • 6. Bir mağazada, almak için denediğin pantalonu üzerindekini çıkarmadan giy, görevlilere “bu bana dar, bir büyük beden alabilir miyim” de.
  • 7. Yoldan geçen tanımadığın birine “aynı şehirde yaşıyoruz, neden tanışmıyoruz?” de ve kendini tanıt.
  • 8. Mp3 çalarından dinlediğin bir şarkıyı otobüste/metroda tanımadığın birine armağan ettiğini söyle ve şarkıyı onunla birlikte dinle.
  • 9. Otostop çekerek durdurduğun 10 arabanın şoförüne arabayı dikkatli kullanmalarını tembih et ve arabaya binme.
  • 10. Bu maddenin ne olacağını merak et, bekle ve gör!
  • 11. Bu maddenin ne olacağını merak et, bekle ve gör!
  • 12. Belediye otobüsünde top sektirmeye çalış.
  • 13. Bir grup arkadaşınla arka arkaya tutunup tren yapın, gideceğiniz yere öyle gidin. Önünüze çıkan yayaları ağzınızla korna sesi çıkararak uyarın.
  • 14. Kızsan saçlarını berberde; erkeksen bayan kuaföründe kestir.
  • 15. Bu maddenin ne olacağını merak et, bekle ve gör!
  • 16. Toplu taşıma araçlarında etrafındakilere tek tek saati sor. Saati ileri/geri olanları uyar ve “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”nden olduğunu söyleyerek ceza kes.
  • 17. Veterinere gidip midenin ağrıdığını anlat, çözüm iste.
  • 18. Sokakta gördüğün en az beş yaşlının elini öpmeye çalış, öpebildiklerinden harçlık iste, vermezlerse yere oturup ağla.
  • 19. Yolda gördüğün ilk ağaca sarıl ve global ısınmadan dolayı insanlık adına özür dile.
  • 20. Oturduğun kafede/restoranda kendine içecek bir şeyler söyle, yemeğini dışarıdan sipariş et, bulunduğun yere getirmelerini söyle.
  • 21. Arkadaşlarını yanına alıp sokakta ağır çekimde (slow mo) yürü.
  • 22. Süpermarkette meyve ve sebzelerle konuş. Onları dinle, onlara derdini anlat.
  • 23. 20 arkadaşını topla, aile büyüklerinden birinin elini öpmeye götür.
  • 24. Bu maddenin ne olacağını merak et, bekle ve gör!
  • 25. Yağmurlu bir havada tanımadığın birinin şemsiyesinin altına gir, “biraz da ben tutayım” de.
  • 26. Eline küçük bir doğumgünü pastası al, yoldan gelip geçenlerin “iyi ki doğdun abi/abla” diye şarkı söylerek doğumgünlerini kutla.
  • 27. Çocuk doktoruna git, içinde hala bir çocuk olduğunu ve onu tedavi ettirmek istediğini söyle.
  • 28. Yolda yürüyen insanların karşısında dur ve birden sessiz film anlatmaya başla.
  • 29. Bu maddenin ne olacağını merak et, bekle ve gör!
  • 30. Bu maddenin ne olacağını merak et, bekle ve gör!
  • 31. Sakızla yapabileceğin en büyük balonu yapmaya çalış.
  • 32. Sevgiline/arkadaşına 10 tane balon al, tam ona verecekken birden havaya bırak.
  • 33. Tanımadığın insanlara hal hatır sor, akraba ya da okul muhabbeti yap. Sonra “pardon biriyle karıştırdım” diyip git.
  • 34. Bu maddenin ne olacağını merak et, bekle ve gör!
  • 35. Turist taklidi yap, insanlara kötü bir İngilizce ile yol sor ama anlama!
  • 36. Belediye otobüsüne bindiğinde şoföre “öndeki taksiyi takip eder misin?” diye sor.
  • 37. Bir sokak girişinde dur, insanlara sokağın tabelasını göstererek “en iyi sokak bizim sokak, buradan geçin” de.
  • 38. Markette kasa görevlisi alışveriş hesap tutarını söylediğinde “hesaba yazar mısın?” diye sor.
  • 39. Sokakta yürüken herhangi birine hafifçe dokunarak ebe diyip kaç.
  • 40. Minibüse bindiğinde minibüsçüye “abi param yok eve kadar muavinlik yapayım mı?” diye sor.
  • 41. Cansız bir mankeni alıp elinden tutup sokakta gez, onunla sinemaya ya da Mcdonald’s’a git.
  • 42. Bu maddenin ne olacağını merak et, bekle ve gör!
  • 43. Bir dilencinin yanına gidip “kredi kartı geçiyor mu?” diye sor.
  • 44. Yolda gördüğün insanlara “saçınız peruk galiba ama çok yakışmış” de.
  • 45. Sokaklardaki süs havuzlarında balık tut.
  • 46. Sabah erken bir saatte, çalışanlar plazalara/binalara girerken kapıda durup 4-5 arkadaşınla birlikte “Andımız”ı oku.
  • 47. Balık adam kıyafeti giy, sokakta gördüğün insanlara “Akdeniz ne tarafta?” diye sor.
  • 48. Yatak/baza satan mağazalara git, “en uygun yatağı alabilmem için en az bir gün burada uyumam gerek” diyip saatini kur ve yataklardan birine yat.
  • 49. Yoldan geçen herhangi birine “David Beckham‘a çok benziyorsunuz bir imzanızı alabilir miyim?“ de. Zorla imza al, birlikte fotoğraf çekil.
  • 50. Alışveriş merkezlerinden birinde yukarı çıkan yürüyen merdivenin başında dur, yukarı çıkanlara “Unutmayın her çıkışın bir inişi var; yolunuz açık olsun” diyerek onları uğurla.
  • 51. Elinde hesap makinesiyle asansöre bin, her binene kilosunu sor, hesap yap, binen birisine “Kusura bakmayın 5 kilo fazla olduk, binemezsiniz” de, asansörden indir.
  • 52. Sinemaya elinde bir DVD ile git, gişedeki görevliye kendi filmini çektiğini ve arkadaşlarınla birlikte bir sonraki seansta bu filmi izlemek istediğini söyle, ısrarcı ol, bilet parası ödeyeceğini söyle.
  • 53. Girmiş olduğun dersin hocası için pankart kaldır. Örnek: “Felsefe Pınar Hoca’dan dinlenir” “Bu okul seninle gurur duyuyor” “Ahmet Hoca, sınıf el ele; hepberaber ÖSS’ye” gibi…
  • 54. A) Erkekler için: Kıyafetinin altına bir yastık koy, toplu taşıma aracına bin, “Hamileyim“ diyerek otobüstekilerden yer iste.
    B) Kızlar için: Kıyafetinin altına bir yastık koy, toplu taşıma aracına bin, sana yer verildiğinde yastığı çıkarıp arkana koy.
  • 55. Bu maddenin ne olacağını merak et, bekle ve gör!
  • 56. Hoca dersi bitirdiğinde bitirmemesi için yalvar, diğer arkadaşlarını ayart, onlarda sana destek olsun.
  • 57. Arkadaşlarını topla, kalabalık bir grup haline halay çekerek otobüse binin.
  • 58. Markette, market arabasına bin ve kasadan geçerken “barkodumu okur musunuz” diye sor.
  • 59. Eline bir düdük al, yolda yürürken karşına çıkan bir yabancıya kırmızı kart göster, oyundan çıkarma hareketi yap.
  • 60. Otobüs ya da metro vagonlardan birinin başında dur, içeri giren yolculara inecekleri durakları sor ve onlara oturacakları yeri göster.
  • 61. Marketten bir adet sakız al, kredi kartı ile ödemek istediğini söyle, kaç taksit yapabileceklerini sor.
  • 62. Elinde bir buket çiçek ve çikolatayla bir mağazaya gir, satıcıya “Vitrindeki mankene aşık oldum, sizden istemeye geldim“ de.
  • 63. Metro İstasyonunda ‘Taksim bir iki bir iki,Taksim yolcusu kalmasın! Diye bağır!, insanları metroya bindir, kapılar kapanınca metronun makinistine ‘’devam et’’ diye bağır.
  • 64. Taksiye bin ve Atina’ya gitmek istiyorum diyip şoföre vizesi olup olmadığını sor.
  • 65. Vapurda bir anda ayağa fırlayıp türkü söylemeye başla. Yolcuların arasında dolaşarak konserde halk arasına karışmış izlenimi yarat. Yolcuların elini tut, öpücük yolla.
  • 66. Dolu bir asansöre en son bin, bütün kat düğmelerine bas, hiç bir katta inme.
  • 67. Tuvalet kağıdıyla kendini mumyala, sokağa çık.
  • 68. Yolda gördüğün bir yabancıya hikayeni anlat.
  • 69. Evdeki su bardaklarından bir tanesinin üstünü streç film ile kapla. Ev sakinlerinden birinin o bardaktan su içmesini sağla.
  • 70. Arkadaşlarınla halı saha kirala, piknik yap.
  • 71. Bu maddenin ne olacağını merak et, bekle ve gör!
  • 72. Şehir hatları vapurunda yere havlu ser ve üzerinde güneşlen.
  • 73. Notere git, Madonna’yı çok sevdiğini ve ona vekalet vermek istediğini söyle
  • 74. Restoranda yemeğin sadece yarısını yediğini söyleyerek hesabın yarısını ödemeyi teklif et.
  • 75. Arkadaşlarına vereceğin ders notları için kantinde/kampüste imza günü düzenle.
  • 76. Gittiğin kafenin çalışanlarına “bugün çok yoruldunuz, hadi siz oturun kahveleri de ben yapayım” de.
  • 77. Çakmakçıya bitmiş pillerini doldurtmak istediğini söyle.
  • 78. Yer göstericilere ya da güvenlik görevlilerine sinema/alışveriş merkezlerinin büyük ekranlarında arkadaşlarınla Play Station oynamak istediğini söyle.
  • 79. Eve gelen misafirlere “bugün kapalıyız” diyerek onları içeri alma.
  • 80. Bir iki arkadaşınla kağıda “Cezalıyız” yaz, göğsünüze yapıştır. Yol kenarında bir süre tek ayak üzerinde durun.
  • 81. Metro ya da otobüs koltuğuna kılıf takıp otur.
  • 82. Yoldan geçen bir minibüsü heyecanla durdur, duran minibüsün şöforüne saati sor, teşekkür edip yoluna devam et.
  • 83. Sokakta sünnet kıyafetiyle gez.
  • 84. Otogar’da tanımadığın insanlara el salla, arkalarından su dök. “Varınca arayın” de.
  • 85. Yolda tek başına kahkahalar atarak yürü, hatta yere yatıp tepinerek gül.
  • 86. Yoldaki insanlara “kaykayımı şuraya park etmiştim, polis çekmiş gördünüz mü?” diye sor
  • 88. Okulun ya da sınıfın kapısında dur içeri girenleri tek tek karşıla, “hoş geldiniz” de.
  • 89. Yoldan geçenlere kendi fotoğrafını göster, “bu insanı buralarda gördünüz mü?” diye sor.
  • 90. Maçta üzerinde “Bu golü sevgili arkadaşım XXX’e ya da aileme armağan ediyorum” yazılı bir pankart aç.
  • 91. Taksiye bin, şöfore “Param yok. Taksimetre ne kadar yazarsa o kadarlık şarkı söylesem olur mu? diye sor.
  • 92. Arka kapısından indiğin otobüsün koşarak ön kapısına git ve şoföre yanlış durakta indiğini söyleyerek tekrar bin. Bunu birkaç durakta tekrarla.
  • 93. Derse, o dersin hocasının maskesini takarak gir.
  • 94. Bir turiste havaalanında coşkuyla karşılanıp omuzlara alınan yeni transfer olmuş futbolcu muamelesi yap.
  • 95. Yeni bir spor dalı icat et.
  • 96. Köpek gezdiren birinin yanına gidip “bir tur verir misin? Bu gece bende kalsın mı?” diye sor.
  • 97. Bir ünlü şahsiyeti seninle McDonald’s’a gitmeye ikna et.
  • 98. Hiç olmayacak birine dünyanın en inanılmaz konuşmasını yap.
  • 99. Öğrenciye ev vermeyen emlakçıdan ev kiralamaya çalış.
  • 100. Kafana göre takıl; kendi maddeni çek gönder.
  • M.A.V.

    Posted 26 Eki 2009 — by Ömer Abdülaziz Öztürk
    Category Genel

    Devir mi değişti yoksa insanlar mı?

    Söylesem beni anlarlar mı

    Düşmüşüz bir karanlığın içine

    Birileri geçmiş öne, gidiyoruz peşine

    Anlamak istemiyorlar mı nedir

    Bunlar neyin peşindedir

    Gerçekleri görmüyorlar mı

    Soruyorum kendime yaradanı bilmiyorlar mı

    Ömür birgün bitecek

    Fani bedenin elinden gidecek

    Sen bilmeyeceksin ama

    Ecel elbet birgün gelecek…

    MURAT ANIL VAROL

    Empati ve Ötesi

    Posted 24 Eki 2009 — by Ömer Abdülaziz Öztürk
    Category Genel

    “Evliliğinden beri evinde kalan babası yüzünden eşiyle sürekli tartışıyordu. Eşi babasını istemiyor ve onun evde bir fazlalık olduğunu düşünüyordu. Tartışmalar bazen inanılmaz boyutlara ulaşıyordu. Yine böyle bir tartışma anında eşi bütün bağları kopardı ve “Ya ben giderim, yada baban bu evde kalmayacak” diyerek rest çekti. Eşini kaybetmeyi göze alamazdı. Babası yüzünden çıkan tartışmalar dışında mutlu bir yuvası sevdiği ve kendini seven bir eşi ve birde çocukları vardı. Eşi için çok mücadele etmişti evliliği sırasında. Ailesini ikna etmek için çok uğraşmış ve çok sorunlarla karşılaşmıştı. Hala ona ölürcesine seviyordu. Çaresizlik içinde ne yapacağını düşündü ve kendince bir çözüm yolu buldu.

    Yıllar önce avcılık merakı yüzünden kendisi için yaptırdığı kulübe tipi dağ evine götürecekti babasını. Haftada bir uğrayacak ve ihtiyacı neyse karşılayacak, böylelikle eşiyle de bu tür sorunlar yaşamayacaktı.

    Babasına lazım olacak bütün malzemeleri hazırladıktan sonra yatalak babasını yatağından kaldırdı ve kucakladığı gibi arabaya attı. Oğlu Can “Baba bende seninle gelmek istiyorum” diye ısrar edince onu da arabaya aldı ve birlikte yola koyuldular. Karakışın tam ortalarıydı ve korkunç bir soğuk vardı. Kar ve tipi yüzünden yolu zor seçiyorlardı. Minik can sürekli babasına “Baba nereye gidiyoruz ?” diye soruyor ama cevap alamıyordu. Öte yandan nereye götürüldüğünü anlayan yaşlı adamsa gizli gizli gözyaşı döküyor oğlu ve torununa belli etmemeye çalışıyordu. Saatler süren zorlu yolculuktan sonra dağ evine ulaştılar. Epeydir buraya gelmemişti. Baraka tipindeki dağ evi artık çürümeye yüz tutmuş, tavan akıyordu. Barakanın bir köşesini temizledi hazırladı ve arabadan yüklendiği yatağı oraya itina ile serdi. Sonra diğer malzemeleri taşıdı en sonda babasını sırtladı yatağa yerleştirdi.

    Tipi adeta barakanın içinde hissediliyordu. Barakanın içinde fırtına vardı adeta. Çaresizlik içinde babasını izledi. Daha şimdiden üşümeye başlamıştı. Yarın yine gelir bir yorgan ve birkaç battaniye getiririm diye düşündü. Öyle üzgündü ki Dünya başına göçüyor gibiydi. O bu duygular içindeyken babası yüreğine bıçak saplanmış gibiydi. Yıllarca emek verdiği oğlu tarafından bir barakaya terk ediliyordu. Gururu incinmişti içi yanıyordu ama belli etmemeye çalışıyordu. Minik Can ise olanlara hiçbir anlam veremiyordu. Anlamsızca ama dedesinden ayrılacak olmanın vermiş olduğu üzüntüyle sadece seyrediyordu.

    Artık gitme zamanıydı. Babasının yatağına eğildi yanaklarını ve ellerini defalarca öptü. Beni affet der gibi sarıldı, kokladı. Artık ikisi de kendine hakim olamıyor ve hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Buna mecburum der gibi baktı babasının yüzüne ve Can’ın elini tutup hızla barakayı terketti. Arabaya bindiler. Can yola çıktıklarında ağlamaya başladı neden dedemi o soğuk yerde bıraktın diye. Verecek hiçbir cevap bulamıyordu, annen böyle istiyor diyemiyordu. Can “Baba sen yaşlandığında bende seni buraya mı getireceğim” diye sorunca Dünyası başına yıkıldı. O sorunun yöneltilmesiyle birlikte deliler gibi geri çevirdi arabayı. Barakaya ulaştığında “Beni affet baba” diyerek babasının boynuna sarıldı. Baba oğul sıkı sıkı sarılmış ve çocuklar gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı. Oğlu “Baba beni affet, sana bu muameleyi yaptığım için beni affet” diye hatasını belli ediyordu. Babası oğlunun bu sözlerine en anlamlı cevabı veriyordu…

    “Geri geleceğini biliyordum yavrum. Ben babamı dağ başına atmadım ki, sen beni atasın. Beni bu dağda bırakamayacağını biliyordum.”

    Yazıya empati ile ilgili olan bu hikayeyle başladım. Empati ve iletişim üzerine…
    Empati psikoloji ve iletişimde çok kullanılan bir kavramdır. Sözlük anlamı: “Kendini karşıdakinin yerine koymak” şeklindedir. Sağlıklı iletişimde ve toplumsal hayatta huzur içinde yaşamak için âdeta sihirli bir formul gibidir. Zira empatinin temelinde her zaman karşımızdakini anlamaya çalışmak, kendimizi onun yerine koymak yatar. Tüm din ve kültürlerde de “Sana yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma” felsefesi yer alır.Bizim kültürümüzde “İğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır” şeklindedir ve bu felsefe bir Kızıldereli atasözünde de “Başkasının makosenlerini giymeden onu yargılama” şeklindedir. Bu Kızıldereli atasözüne göre bir kişiyi yargılamadan önce onun içinde bulunduğu durumu anlamaya çalışmak önemlidir.
    Empatiden uzak her davranış anlamsızlığa, huzursuzluğa ve kavgaya bir davettir. Eğer şoförken farklı, yayayken farklı; öğrenci iken farklı, öğretmen iken farklı; amir iken farklı, memur iken farklı, çocuk iken farklı, ebeveyn iken farklı; alıcı iken farklı, satıcı iken farklı davranıyor ve düşünüyorsak empatiden yoksunuz demekti ve iletişim kazası yaşamamız muhtemelden de öte olacaktır.
    Ve son olarak da unutulmamalıdır ki “sempati”nin temelinde de “empati” yatar…Resim1

    Kitap Tanıtımı

    Posted 13 Eyl 2009 — by Ömer Abdülaziz Öztürk
    Category Benden Bir Şeyler, Kitap

    Bu kitabı babam getirdi 2 gün önce. Çok hoşuma gitti. Tavsiye ederim.Daha tamamını okumadım ama kitap çok güzel.

    59973

    Tarih boyunca dillerin, toplumların ve sembollerin gizemini gözler önüne seren bu kitapta şifreleri oluşturmanın ve kırmanın gizemli dünyasına girecek ve bu şifrelerin hem insanlığın gelişimine hem de insanların kötü emellerinin maskelenmesine nasıl katkıda bulunduğunu göreceksiniz.

    İlk insan topluluklarının geliştirdiği karmaşık şifrelerden günümüzün dijital şifreleme sistemlerine kadar her türden şifrenin kullanım yönteminin incelendiği kitapta yer alan bazı şifreler şunlar:

    Hiyeroglifler – Mors Alfabesi – İlk Petroglifler – Para Birimi ve Sahte Paralar – Bayrak İşaretleri – Hayvanların İzini Sürmek – Çivi Yazısı – Dini Semboller – Alfabeler – Sayı Sistemleri – Phaistos Diski – Maya Bilmecesi – Da Vinci Şifresi – Zodyak’ın Mirası – Kafiyeli Cockney Argosu – Askeri Haritalar – Graffiti – Takvimler – DNA – Farmasonlar – Vitray Pencereler – Doğada Yaşamın İşaretleri – Armacılık – Dünya Dışı Varlıklar – İlk Bilgisayarlar – Müziğin Tanımlanması – Bilinçdışı – Enigma

    Ramazan Güzeldir

    Posted 10 Eyl 2009 — by Ömer Abdülaziz Öztürk
    Category Benden Bir Şeyler, Genel

    TRT-1′in ramazanın ilk günüyle birlikte başlayan program Ramazan Güzeldir. Program gerçekten çok güzel. Normal diziler gibi 90 dakika değil. 30 dakika sürüyor bu dizi.

    Ramazan ayına özel hazırlanan “Ramazan Güzeldir” dizisi, davulcu manisi, teravih namazı, Ramazan pidesi, tekne orucu tutan çocuklar, sahur ve iftar telaşıyla Ramazan ayının atmosferini her akşam evinize taşıyor.

    Smatya’da çekilen ve 30 dakikalık komedi dizisi olma özelliğini taşıyan dizinin başrollerini Erdal Tosun, Tuncay Bayezit, Selahattin Taşdöğen, Sümer Tilmaç, Murat Cemcir, İlker Ayrık ve Şinasi Yurtsever paylaşıyor.